22 Eylül 2017 Cuma

GENEL MÜDÜRÜN KONUŞMASI

3797 defa okundu

 

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI ENGELLİ VE YAŞLI HİZMETLER GENEL MÜDÜRÜ

Dr. Aylin ÇİFTÇİ

           Bugün güller diyarı Isparta’da bulunmaktan çok büyük memnuniyet duydum. Her ne kadar çok kısa bir sürede sadece bu program ve açılış için bulunuyor olsam da, hakikaten çok büyük mutluluk duydum.

          Öncelikle Üniversitemizin güzelliğini görmekten çok büyük mutluluk duydum. Çünkü hakikaten erişilebilir bir üniversite gördüm Süleyman Demirel Üniversitesi’ni. Bu bizim için çok önemli bir konu. Genel Müdürlüğümüzün en önemli alanı 2012 yılında erişilebilirlikti, istihdamdı. Erişilebilirlikte çok uzun mesafemiz var, daha yapacağımız çok iş var. Ama bu çalışmayı üniversitemizde görmekten çok büyük mutluluk duydum. Bence Üniversitemiz örnek teşkil ediyor Türkiye’de. İnşallah bütün üniversitelerimiz bu örneği alırlar ve tamamen erişilebilir hale getirirler. Tabiî Türkiye’de ne kadar bu anlamda ihtiyaç sahibi var, akla bu soru geliyor yani bizim engelsiz üniversite birimlerimiz aslında kime hizmet ediyor, kaç kişiye hizmet ediyor. Türkiye’de bu ihtiyaç ne? Elimizde veriler olmadığına ilişkin hep konuşmalarda geçer. 2002 yılında yapılmış bir araştırma var, onun sonuçları kullanılır. %10-12 rakamları Türkiye için konuşulur. Biz verileri çok önemsiyoruz. Çünkü planlamaları ona göre yapıyoruz. Ancak bu verileri elde ederken de 2002’deki yaptığımız değerlendirmeyle bugünkü yaptığımız değerlendirme arasında fark olduğunu söylemek lazım. Çünkü o zaman görmeyen, işitmeyen, ortopedik engelli, zihinsel engelli, kronik hastalığından dolayı engelli gibi 5 gruba ayırırken engellileri, şimdi biz fonksiyonel olarak değerlendiriyoruz. Yani görmüyor, işitmiyor, kısmen görmüyor, kısmen işitmiyor olabilir ama belki sadece ellerini kullanamıyor, belki sadece ayaklarını kullanamıyor, belki kullanabiliyor her ikisini ama his kaybı var, belki öğrenme güçlüğü var. Belki algı güçlüğü var sadece.

           İşte bunları artık tanımlamamız gerekiyor. Dolayısıyla istatistiklerin de, bunlardan yola çıkarak toparlamamız gerekiyor. Ben bugün size iki güzel haberle geldim bu konuyla ilgili. Çok yakın zamanda tamamlanmış araştırmalar var. Onların sonuçlarını önümüzdeki aylarda sayın bakanımızla da paylaşacağız ve kamuoyuyla da paylaşacağız.  Birisi aslında çok eski bir çalışma da değil yeni de değil. 2010 yılında tamamlanmış sağlık araştırması. Bu sağlık araştırmasını Sağlık Bakanlığının web sitesinden de takip edebiliriz. Burada birtakım engellilikle ilgili istatistik rakamlar çıkıyor önümüze. Özellikle de fonksiyona dayalı tanımlamalarla ilgili ve engelli kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanmasıyla ilgili özellikle veriler çıkıyor.  Ama daha yeni, daha geçtiğimiz haftalarda sonuçlanan henüz daha hiçbir yerde açıklanmayan nüfus araştırmasının sonuçları var. Bu nüfus araştırmasının sonuçlarına göre, işte bu şekilde fonksiyona dayalı Türkiye’deki engelli sayısı 4,5 milyon civarında çıkıyor. Kronik hastalıklar hariç. Tabiî ki biliyoruz ki çok büyük bir kesim aslında şeker hastalığı, böbrek hastalığı, kalp hastalığı gibi sebeplerle veya kronik şizofrenik sebeplerle aslında engellilik durumu yaşıyor. Bunlar bunun içinde değil. Ama neler var.

           İşte az önce saydığım diğer fonksiyon kayıpları var. Ve bunlar az önce belirttiğim gibi gruplandırılmış halde. Yani ortopedik engelli sayısı elimize geçmiyor. Ama elini kullanamayanların sayısı geçiyor. Ayağını kullanamayanların, yürümeyenlerin, kendi bakımını yapamayanların sayısı elimize geçiyor. Isparta için de çok değerli müdürümüzle buraya gelirken baktık. 30 bin civarında bir engelli sayısı çıkıyor araştırmaya göre. Tabiî nüfusa dayalı olduğu için bu hane bazlı da elde edilebilecek bir veri. Güzel bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Çok yaygın yapılmış 9 milyon kişiyle bire bir görüşülerek yapılmış olan bir çalışma. Araştırma olarak da çok değerli bir araştırma, o yüzden bunu işleyeceğiz önümüzdeki günlerde. Isparta için neler gerekiyor? Ankara için neler gerekiyor? İstanbul için neler gerekiyor? Türkiye’nin her tarafı için ayrı ayrı çalışılması gereken üniversitelerimizin, engelsiz üniversite birimlerimizin çalışılması gereken önemli veriler olduğunu düşündüğüm için bugün ilk defa sizlerle paylaştım.

           Geçen hafta Antalya’da fizik tedavi kongresinde kısaca bahsetmiştim. Bir de burada ilk defa bahsediyorum. Sayılar çok önemli planlamalar için, ama her şey sayı da değil nitelik çok önemli. Az önce çok değerli Birim Başkanımız Yusuf hocamız belirtti. ‘Mış’ gibi yapmak olmaz. Bize yakışmaz. Bizim hakikaten işi tamamlamamız, işi bitirmemiz, çalışmaları ortaya çıkarmamız çok önemli. Dün Başbakanımızla engelli istihdamı üzerine program yapıldı Ankara’da. Ben itiraf edeyim ki burada Sayın Başbakanımız sadece gerçekleşmiş çalışmaları açıkladı. Proje bazlı, hatta projesi başlatılmış olanlara değinmedi bile. Çünkü bizim artık yapılmışı ortaya koymamız lazım. Yapılacağı değil. Yapılacaklar çok güzel, projeler harika. Herkes projeyle ilgileniyor. Ama hayata geçmeyen proje bir şey ifade etmiyor. Benim çok hoşuma giden şöyle bir söz var ‘gerçekleşmemiş küçük işler, planlanmış büyük işlerden daha kıymetlidir.’ O yüzden biz gerçekleştirelim istiyoruz hep beraber. Bu çalıştayların da buna çok öncülük edeceğini düşünüyorum. Buradan çıkan sonuçların eğer hakikaten sonuç çıkarmak gayesiyle çalışabilirsek, hepimizin istifade edebileceği bir çalışma olur.

           Birkaç husus var söylemek istediğim, özellikle erişilebilirlikle ilgili. Biz diyoruz ki engelli kişilerin, engelsiz kişilerle birlikte, sosyal hayatta, eğitimde, istihdamda hep beraber olabilmesi çok çok önemli. Hayat belli bir sınavlara göre düzenlenmiş. O yüzden bazen benim gibi uzun boylu olanlar da zorluk çekiyor. Bazen sağ elini kullanamayıp, sol elini kullananlar da zorluk çekiyor. Bazen yürüyemeyenler, bazen işitemeyenler zorluk çekiyor. Çünkü hep belli bir standarda göre hazırlanmış dünya. İşte bu standardı genişletmek istiyoruz. Bunu belli bir paketten çıkarıp, bu renkleri kuşatacak şekle getirmek istiyoruz. Bütün yaptığımız çalışmalar aslında budur, özetle.

           Öncelikle bunu yapmak için kafalardaki renklenmeyi genişletmemiz lazım. O gökkuşağının renklerini her tarafı kuşatacak şekilde hazırlamamız lazım. O yüzden geçen yıl yürüttüğümüz çalışmada, erişilebilirlik ile ilgili çalışmada. Biz Türkiye’yi iki tur dolaştık. Bütün bölgeleri ve her bir bölgede, her bir dolaştığımız ilde, o bölgenin yöneticilerini bir araya getirdik. Belediye Başkanlarını, Üniversite Rektörlerini, İl Turizm Kültür Müdürlerini, Milli Eğitim Müdürlerini, bütün bu yöneticileri, muhtarlarımızı bir araya getirdik. Ve onlara aslında erişilebilirliğin ne olduğunu anlattık. Bu basit kelimenin neye karşılık geldiğini anlattık.

           Çok değerli bir hocamız vardı. Allah rahmet eylesin, herhalde sizler de bilirsiniz, Şükrü SÜRMEN hocayı. İstanbul Teknik Üniversitesi mezunuydu. Ben de İstanbul’da çalışırken bizim kurumumuzun danışmanıydı, bu anlamda. Şükrü Hocamız yıllarını vermiş bu konuya. Gerçekten de kendisi 20’li yaşlarda üniversiteyi kazandığı birinci sene, trafik kazasında tekerlekli sandalyeye bağımlı hale geliyor. Ve üniversiteye bir süre ara vermek zorunda kalıyor. Çünkü gidemiyor, o gücü kendinde bulamıyor. Daha sonra bir toparlanıyor, başlıyor tekrar Teknik Üniversite’ye. Fakat bu sefer sınıfı 4. katta, asansör yok. Rektöre gidiyor. Tabi önce gidemiyor öğrenci, hocalarına gidiyor, uğraşıyor, didiniyor. Rektöre de gidiyor en sonunda. Hiçbir şey alamıyor. Diyor ki yazı getir. Yazı yaz diyorlar. Yazılarını da saklamış, dilekçelerini böyle dosyalar olmuş. Hepsini ben birer kopya saklamıştım. Hiçbir sonuç alamıyor. 2. Sınıf oluyor, 3. Sınıf oluyor artık çaresiz bir şekilde kucakta taşınarak tabi ki çok can sıkıcı bir durum. Çıkıyor üst katlara, bitiriyor okulunu, ama hiçbir şey yapamıyor, yine o eziyetlere rağmen bitirmiş oluyor. Bitirdikten sonra, üniversitesinden ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra ayrılıyor tabi mezun olunca ama diyor ki, tekrar üniversiteye hoca olarak dönmek istiyor. Döneceğim ama yine üniversitem erişilebilir değil zorluk çekeceğim. Yine bir kuvvet buluyor gidiyor. Tekrar Rektörle görüşüyor. Bu sefer bir dilekçe yazmış en son, çok güldü onu okuyunca ‘lütfen biraz asansör’ diye en son ufacık bir cümle. Lütfen biraz asansör istiyoruz diye bir dilekçe yazmış. Buna rağmen sonuç alamamış. En son düşünmüş benim istediğim nedir? Bir rampa girişe, bir de asansör ama asansörü başka şekilde de halledebilirim. Ben şu üniversitenin içine rahatça girebilmeliyim. Bütün bu on yıl boyunca ikna edemediği hocaları. Toplam iki yarım gün iki tane işçiyle bitirmiş bütün işleri, cebinden vermiş hepsinin de parasını. İki yarım gün, iki tane de işçi oldu bitti on yıllık bir serüven bu kadar sürede. Şimdi diyor ki ‘bu kadar kısa sürede bittiğini bilseydim, öğrencilikte de birkaç harçlığımla da yapardım.’ Çok pişman olmuştu ama işte bu kadar basit işler aslında, gözümüzde büyüttüğümüz, mazeretler ürettiğimiz, paramız bütçemiz yok diye.

           Az önce Sayın Rektörümüze sordum. Üniversitemizdeki erişilebilirlik düzenlemeleri çok mu pahalıya mal oldu size dedim. Dedi ki ‘bunlar mazerettir. Pahalı falan değil. Bunların hiçbir bedeli bile sayılmaz, hesaptan sayılmaz, dedi. Kendi ifadeleridir. Yani bunlar bizim kafamızdaki mazeretler. Biz eğer iyi niyetliysek, ciddiysek işimizi ciddiye alıyorsak, bunlar bir iş değil. Neyi nasıl yapacağımızı bilmiyoruz demek bile bir mazeret. Geçen gün yine AB’nin bu konuda uzmanları Türkiye’ye gelmişti. Onlara biz dedik ki Türkiye’de standartlar yoktu. İşte kapalı binalar için, yani kapalı mekânlar için, açık alanlar için, toplu taşıma araçları için, rampaların eğimi ne olacak, yerdeki döşemelerin malzemesi ne olacak, işte kapı genişlikleri ne olacak, asansörlerde görmeyenler için ne tür düzenlemeler olacak. Bunların standardı yoktu Türkiye’de dedik. O yüzden ilerlemeler geç oldu dedik. Yani uygulamalar daha başlamadı. Üstelik Mimarlık Fakültesinin dersine erişilebilirlik dersi, daha bir yıl önce koyulabildi dedik. Yani mimarlar bile konunun en uzman olabilecek kişileri bile bunu bilmeden mezun oluyor dedik. Böyle baktı uzman bey, dedi ki ‘ Bunların hiçbirine gerek yok dedi.’ Siz kendinizi onların yerine koyarsanız dedi, bir engelli kişinin, görmeyenin, tekerlekli sandalye kullanıcısının, koltuk değneğiyle yürüyen bir kişinin binanızın kapısından girerseniz, tavanına kadar yürürsünüz, bakarsınız ona göre standardını bulursunuz dedi. Yani bunu istiyorsanız, gerçekten istiyorsanız bunlar da mazeret. Ama biz diyoruz ki işi kolaylaştıralım, mazeretler çok, çünkü işimiz çok, başka alanlar çok, engelli arkadaşlarımız içinde değil toplumun, o yüzden tanımıyoruz, tanışmıyoruz. İhtiyaçları görmüyoruz, göremiyoruz, gözden kaçırabiliyoruz. Bazen görmezden geliyoruz. O yüzden bizim yapmamız gereken şey aslında biraz buluşturabilmek, bir araya gelebilmek ve öyle olduğu zaman bakıyoruz, bir dönüşüm başlıyor. Üniversitemizde olduğu gibi.

           Bir araştırma yaptık özel sektörde istihdamla ilgili. İş adamlarına hep sorular sorduk. Ama şu cevap çıktı. Araştırmanın en önemli bulgusu şu; ‘eğer işadamları, işverenler kendi bünyelerinde bir engelli çalıştırıyorlarsa, bütün mekânları uygun hale getiriyorlar. Çünkü o bir hassasiyet kazandırıyor. Veya bir komşusu varsa, bir akrabası varsa, bir yakını varsa engelli, o zaman dönüşüm çok hızlı oluyor işletmelerde. Aynı şekilde biz kamu kurumlarında böyle olduğunu düşünüyoruz. Üniversitelerin de böyle olduğunu düşünüyoruz. Yani bir aradaysak bir şeyler oluyor. Ama bir arada değilsek, ne biz görüyoruz. Ne onlar görüyor, fark etmiyoruz birbirimizi ve bu işler standarda göre gidiyor. O dediğim hayat belli bir standarda göre kurulmuş şekle göre gidiyor. O yüzden yapmamız gereken şey, aslında bunu bir kırıp hakikaten gayret edip, iş çıkarmak. Biz bu işi çıkarabilmek için, işimizi kolaylaştırabilmek için tespit formları oluşturmuştuk. Bu tespit formlarını web sitemizden yayınlamıştık. Çok basit anlaşılabilir, ilkokul mezunu bile olsanız bir binadan girdiğinizde, çatıya kadar nelere bakacaksınız tek tek size yol gösteren ve checklist gibi böyle kontrol listesi gibi doldurabileceğiniz basit bir form haline getirmiştik. Bunlar halen daha web sitemizde erişilebilir durumda. Bunu alıp uygulayıp tamamen binalarımızı, caddelerimizi dönüştürmemiz mümkün. Fakat şimdi biliyorsunuz kanunda bir değişiklik yaptık geçen yıl, dedik ki kamu kurumları, sadece kamu kurumları değil, lokantalar, bankalar, özel hastaneler kamusal alanlar erişilebilir hale gelecek, gelmezse ne olacak. Gelmezse geçen yıl Temmuz ayında süresi doluyordu. Süresi doldu tabi biz onu uzattık. O şöyle yorumlandı. Bir yıl daha süre uzatıldı. Aslında süreyi biz uzatmadık. Engelli olsun, engelsiz olsun bir kişinin geçen yıl mahkemeye başvurma hakkı nasıl varsa, bugün de aynen var. Yani biz onun önünü kapatmadık. Kişi gidip ben bu üniversiteye giremiyorum, bu hastaneyi kullanamıyorum, bu caddede yürüyemiyorum diye dava açabilir. Bugün de açabilir, geçen yılda açabilirdi. 7 yıl önce de açabilirdi. Ama kişi bireysel olarak uğraşmak durumdaydı. Yani devlet olarak bizim o kişiye bir desteğimiz yoktu. Bir ceza uygulamamız yoktu. Biz dedik ki kanunda bir yıl süre aldık, dedik ki bunun da yönetmeliğini hazırlayalım, nasıl ceza uygulayacağız işte o yüzden bir yıl ek süre aldık. Yoksa süreci uzatmak için değil. Biz buna devlet olarak da ceza getirelim dedik. Kişiyi mahkemelerde tek başına bırakmayalım, dava açma işini devlet olarak da biz üstlenelim dedik. Hesabını soralım, işte o yüzden bir yıl bunun nasıl uygulanacağına ilişkin yönetmeliği hazırlama üzerine ek süre aldık.

           İşte o bir yılımız Haziran’ın sonunda doluyor tekrar. Biz de yönetmeliğimizi epeyce bir toparladık. Şimdi görüşlere göndereceğiz. Çünkü burada 5.000 liradan 500.000 liraya kadar cezalar gelebilecek. Ama bu cezaları nasıl keseceğiz, işte onu tanımladık. Bir objektif kriter yaratmamız gerekiyordu. O yüzden biz bir yazılım programı oluşturduk. Bu yazılım programında bizim tespit formumuz var. Caddeye doğru uygulanabiliyor. Binaya doğru uygulanabiliyor. Bu tespit formunu kamu kurumunun veya kamusal alan dediğimiz yerin temsilcisi yani resmi temsilci diyelim ki üniversitemizin bilemiyorum ama teknik işler sorumlusu gibi, fen işleri sorumlusu gibi bir teknik sorumlu, girişleri yapıyor. Bu formu baştan aşağıya dolduruyor. Formu doldurduğunuzda nelerin eksik olduğu çıkıyor, önümüze geliyor. Kapıların genişletilmesi gerekiyor diyor. Eksiklikleri döküyor o form size, bir de her bir verdiğimiz cevabın puan karşılığı var. Yani siz binaya giremiyorsanız bir kere baştan kaybediyorsunuz. O çok ağırlıklı bir puandır. Ama içerde, lavabolarda tutunma barı koymazsanız, bu biraz daha küçük bir puan diyelim. Bu şekilde puanlamayla en son diyelim ki bu binanın erişilebilirlik yüzdesi çıkıyor ortaya. % 60 çıktı diyelim ki % 40 daha erişilebilir değil. İşte cezaları bu yüzde üzerinden kesmeyi düşünüyoruz. Ve şunu da düşünüyoruz bunu kamu kurumlarından aldığımız bilgilerle yapacak olursak, şimdi diyelim ki ben fen işleri müdürüyüm, temsilcisiyim. Ama benim genel müdürüm var. Benim patronum var her neyse. Patron diyor ki yaz işte hepsini, tamam yaz. Kapıları düzgün de, rampalar oldu de, diyebilir.

           İşte o yüzden biz diyoruz ki böyle ihmallerle olabileceğini düşünerek aynı zaman da sivil inisiyatifi de işin içine katmak için, aynı binayı aynı teknik sorumlusu doldurduğu form gibi, bir formu da yine bizim yazılımızda sivil toplum kuruluşu dolduruyor. Yani diyelim ki Isparta’da herhangi bir dernek engelliyle ilgili olabilir, olmaz ama biz iki konferansla birlikte hazırlıyoruz yönetmeliği, engellilik alanındaki iki büyük konferansla. Onların illerde ve kurum bazında bize temsilci ismi vermelerini istedik, şimdi onu bekliyoruz. Mesela bu üniversitenin sivil temsilcisi olacak ismini bilemiyoruz, verecekler bize. O arkadaşımız da aynı formu dolduracak. Ama diyelim ki ben doldurdum teknik sorumlu olarak %60 çıktı, öbürünün doldurduğu %70 çıktı veya daha düşük çıkabilir. STK’lar birazcık cimrilik yapar. %50 çıktı veya %40 çıktı şimdi arada kaldık yani nedir bunun gerçeği? O zaman işte üniversitemizin Mimarlık Fakülteleri, şehir bölge planlama bölümleri ve ilgili bölümlerinin de form doldurabileceği 3. Penceremiz var. Ona da öğrenciler ödev olarak dolduracaklar. Buraya isterlerse birçok bölüm eklenebilir. Çünkü dediğim gibi bu bir teknik iş, teknik işe vakıf olduğunu düşünen ve bunu ödev olarak üstlenmesi gerektiğine inanan bütün bölümler bu formda bize katkıda bulunabilirler. Böylece 3 farklı gözden değerlendirilmiş tek bir kuruma, tek bir binaya, caddeye ilişkin program bize yüzdeyi veriyor. Biz de o yüzde üzerinden ceza kesiyoruz. Yani maksimum ceza diyelim ki 500.000 lira veya 50.000 lira, onun %40’ı, onun %60’ı hangi oranda gerçekleşmediyse onun cezasını keseceğiz. Böylece objektif bir çalışma yapmış oluruz diye düşünüyoruz. Tabiî amacımız ceza kesmek değil, amacımız ödül vermek.

           İnşallah üniversitemize ödül vereceğiz. Tabiî ki bunu gördükten sonra. Amaç tabiî ki teşvik etmek, ceza vermek değil. O yüzden bundan sonraki yıl içindeki en önemli biri de bu alanda olacak. Sanırım Hazirandan itibaren bunlarla ilgili açıklamalarımızı yapmış olacağız. Bir diğer önemli konu eğitim. Yani mekânlar erişilebilir olduktan sonra biz artık engelli kişilerin de eğitim almasını teşvik edebiliriz diye düşünüyoruz. Artık çünkü evimizden çıkabileceğiz, gelebileceğiz, okuyabileceğiz. Ama bu konuyla ilgili maalesef çok üzülerek söylüyorum ki okul öncesi eğitimden başlamak üzere temel eğitimde, ondan sonra yüksekokullarda ve lisans düzeyinde çok büyük sıkıntılarımız var, bir arada olmadığımız için. Kaynaştırma programı diyoruz. Kaynaştırma programına okullar da, okul velileri de itiraz ediyor. Yani engelli olmayan çocukların velileri itiraz ediyor. Onu aşıyorsunuz, okul müdürleri itiraz ediyor. Onu aşıyoruz öğretmen diyor ki ben bilmiyorum, anlamıyorum diyor. Görmeyen birisinden ben ne anlarım diyor, haklı olarak. Onların eğitilmesi gerekiyor. Ben unutmuyorum, bir arkadaşımız beni telefonla aradı. Üniversiteyi kazanmış, daha önce lisedeymiş tekerlekli sandalyedeymiş. Bana hep Ağabim yardımcı oldu diyor, işte eve gelince banyom vs. hep bana yardımcı oldu, okulumda da yardım etti. Ama şimdi üniversiteyi kazandım. Üniversitede dersime gidiyorum, tamam da yurda geldiğim zaman benim ihtiyacımı kim karşılayacak? Ona yalvar, buna yalvar.  Çok haklı bir talep. Ama üniversitemiz bunu kurmuş. Az önce bunu hocamız açıkladı. Bu destek hizmeti çok önemli. Engelsiz üniversite birimlerinin en önemli çalışmalardan bir tanesi. Çünkü bu öğrencileri kaybedersek, oraya kadar ki bütün emek boşa gidiyor.

           Şimdi biz bu çalıştaydan şunu bekliyoruz: Bu öğrencilerimizin talepleri nelerdir? Destek anlamında talepleri nelerdir? Çünkü buna ilişkin bir mali kaynak da sağlamayı düşünüyoruz. Bir refakatçi eğer okul süreci sonrasında veya günün belli saatlerinde gerekiyorsa, bu refakatçinin bakanlığımız tarafından bedelinin karşılanması, tabiî ki gönüllülük esas ama bugün gönüllüsün, yarın geçti olabilir. Hepimiz öğrenciyiz burada, öğretim üyesiyiz. Hepimizin işleri var, yani bir meşguliyeti var. Bunu profesyonel olarak yapmak daha doğru olur diye düşünüyoruz. Bu anlamdaki ihtiyacı, ne tür bir ihtiyaç çok bilemiyoruz.  Çalıştaylardan bunları bekliyoruz, biz. Öğrencilerimizin bilgisayar, mesela görmeyenler için ekran okuyuculu bilgisayarlara ihtiyaç olabilir. İşitme engelli arkadaşlarımızın indüksiyon sistemi denen, şimdi burada var mı aramızda bilmiyorum. İşitme engellimiz olsa tercümanımız olurdu,  herhalde yok. (Ha varmış güzel.) Mesela burada işitme cihazıyla dinleyen bir arkadaşımız varsa eğer, büyük ihtimalle benim sesim ona çok uğultulu geliyor şu anda. Çünkü etrafımızdaki bizim şu anda duymadığımız birçok ses ona uğultu olarak geliyor. O yüzden buraya bir indüksiyon denen bir şey kuruluyor ve bütün diğer gürültüleri yok ediyor. Ve sadece mikrofondaki sesi onun kulağına veriyor. O da bizim gibi rahatça duyabilir. Şimdi bunlar pahalı şeyler değil. Biz Bakanlığımıza kurduk, Bakanımızın toplantı odasına kurduk, asansör de var. Bu tür şeyler hayatımızı kolaylaştıran şeyler. Biz bunları israf olarak görmüyoruz. Bunlar bizim masraflarımız. Bunlar ihtiyaç çünkü ihtiyacı karşılamamız lazım. İşte o yüzden bunlar nelerdir? Bunları öğrencilerden alıp, bize bildirmeniz çok önemli diye düşünüyoruz. Bu çalıştaydan böyle önemli bir katkı bekliyoruz.

           Ayrıca yine üniversite öğrencilerimizin başka, özel, kişisel ihtiyaçları olabilir. Öğrenci destek birimleri, engelli- engelsiz herkese destek oluyor ama engelli öğrenci arkadaşlarımız için konaklama problemi ayrı bir problem, her evi kiralayamıyorlar. Her yurda giremiyorlar. Çok ciddi sıkıntılar var. Biz ÖMSS dediğimiz kamu personeli düzenlerken bile ÖSYM Başkanımızla toplantı yaptığımızda, dediler ki engelli kişiler sınava girecek. Onlar tabiî konuya biraz aşina olmadıkları için, engelli sanki rahatsız yani hasta, sürekli hasta. Her okulumuzun sınav merkezi içinde doktor bulunduralım dediler. Dedik yani ne yapacağız onu, ben doktorum yani hiçbir doktor anlamaz ayrıca. Görmeyeni doktor ne yapacak. En fazla okuyabilir soru kağıdını ona. O yüzden bu konulara yabancıyız ama ÖMSS’de de mesela neyi anlatıyordum, başka bir konu açtım. Bireysel ihtiyaçları ÖMSS’deki kişilere sağlayınca kendini gösterdi. Görmeyen kişiye, az görenleri, hiç görmeyenleri göz önünde bulundurarak ne yaptık. İri puntolu sınav kağıtları hazırladık. ÖSYM’yle birlikte tabiî. Bunlar 14,16,18 punto şeklinde değişik oldu. Hiç görmeyenler için yanında refakatçiyle okuyucu desteği sağladık ki, önümüzdeki yıl bunu değiştirmeyi düşünüyoruz. Çünkü refakatçi de problem olabilir. Mesela kekeme bir refakatçi olduğunu düşünün ne kadar zorlaşacaktır, o arkadaşımız soruları okuyana kadar. O yüzden bunlar da sıkıntı olabilir.

           Bireysel ihtiyaçlar çok önemli. Ona göre çözüm getirmek çok önemli. Bu engelsiz üniversite birimlerimizin, o bireysel destekleri karşılama konusunda da deneyimli bir ekip oluşturmaları gerekiyor. Bir kişi olsun. O bir kişi bile iyi yetişirse farklı alanlarda bilgi sahibi olursa çok büyük kazançlar getirir. ÖMSS’yle biz şunu gördük. Memur olanların %20’si lisans mezunu, üniversite mezunudur. %20’si yüksek öğretim mezunu, geri kalan %60’ı lise mezunudur. Şimdi bizim seviyeyi yükseltmemiz gerekiyor. Çünkü seviye yükselmezse, istihdam arkasından gelemiyor. Lisans mezunu olan kişilerde açıkta kalabiliyor. Ama onlar artık tercihlerinden dolayı açıkta kalabiliyor. İşte Ankara’yı tercih etmiş, Isparta’yı tercih etseymiş gelip çalışabilirmiş. Bunun gibi tercih problemlerinden olabiliyor genelde. Yine de ona ilişkin de düzenlemeler yapıyoruz. Eğitimler nerelerdense, biz kadroları ona paralel açmayı gayret ettik. En son ikinci yerleştirme yaptığımızda sadece 100 boşluk kaldı. Açtığımız kadrolardan 100 boşluk kaldı. Ama bir önceki yerleştirmede bunu göremiyorduk, ilk defa sınav yapmıştık. Engelli arkadaşlarımızın hangi alandan geldiklerini bilmediğimiz için, sağlık teknikerleri, hemşirelik, psikolog alanları hep boş kaldı. Çünkü bu kadar yetişmiş kimsemiz yokmuş, meğerse. Biz o kadroları açmamıza rağmen 2000 kadar kadro boş kaldı. Yazık oldu. Sonra biz onu tekrar düzenlediğimizde işte sadece 100 boşluk kaldı. O da dediğim gibi tercihle ilgili kaynaklanan çok makul bir rakamdır. Ama biz lisans eğitimlerini kuvvetlendirirsek bu destekleri sağlayıp, öyle zannediyoruz ki çok büyük başarılar elde edeceğiz. İstihdamda da beraber olacağız, eğitimde de beraber olacağız. Bir de işimizi tam, doğru, mükemmel yapabilirsek hakikaten iyi sonuçlar alacağız.

           Bir arkadaşımız var Kaymakamlıkta çalışan, tekerlekli sandalye kullanıyordu. Bize ilk olarak ben de Bakanlıkta başladığım zamanda geldi, tanıştık, çay ikram ettik. Sonra ikinci kere geldi, birkaç ay sonra ilk geldiğinde çayını içebiliyordu. Ben de çay tekrar alır mısınız diye sordum, yok dedi almayacağım dedi. Havva Hanım çay severseniz alın bir çay daha, çay ikram edeyim dedim. Yok içmeyeyim dedi. Baktım meğerse kullanabileceği tek bir kolu vardı, tekerlekli sandalyeliydi zaten, öbür kolunu da kullanamıyor, tek bir kolunu kullanıyordu. O da kullanamaz hale gelmiş. Dedim ne oldu, bir şey mi oldu? Hava kötüydü, kar yağıyordu. Birkaç hafta önce kar da yağıyordu dedi, dışarıda işe gelirken kaymakamlık binasına rampadan geçerken, rampanın eğimini kesik bırakmışlar. Yani tam ucu ucuna gelmemiş. Küt bırakmışlar. Oradan düşmüş ve o çalışan kolunu da kaybetmiş. Şimdi ne elini kullanabiliyor ne de kolunu kullanabiliyor. Şimdi ben eminim ki o rampayı o şekilde bırakan usta, buna bedel olduğunu duysaydı, bilseydi öyle yapmazdı. Ama tabiî bilemiyor. Ama bu arkadaşımızın da tek çalışan kolunu kaybetmesine sebep oldu. Artık çay da içemiyor. Yani yaptığımız işi tam yapmak çok önemli, yarım bırakmamak çok önemlidir. Bunları böyle hayattaki karşılıklarıyla görünce insan daha böyle bir motive oluyor hakikaten, yapma gayreti içinde oluyor. Biz bu örnekleri o yüzden paylaşıyoruz. Tam yapmak, mükemmel yapmak, bir kişiye destek olacaksak, tam destek olalım. Yol çizeceksek birlikte, hakikaten dört dörtlük birlikte yapalım bunu. Engelsiz üniversite birimlerimiz, bu anlamda çok iş bekliyor birimlerimizi. Hem bu bölgedeki araştırmaları yapmak konusu çok önemlidir. Mesela Isparta’da benim kardeşim var, Burdur’da hekimlik yapıyor. Aslında psikiyatr uzmanı diyor ki, bana gelen hastaların %90’ı B12 vitamini eksikliği ve sanırım suların kireçli olmasına bağlı bir takım sıkıntılarla geliyor. Yani psikiyatr problemlere kadar götürmüş hastalıkları, bu bölgenin bazı problemleri. Şimdi bunlar tabiî bir süre sonra engelliğe de sebep oluyor. Bunların hep araştırılması lazımdır.

           Özellikle Karadeniz Bölgesi bu nüfus araştırmalarında en yüksek engelliğin görüldüğü bölgedir. Daha sonra Akdeniz Bölgesi, en az Marmara Bölgesi geliyor. Çok ilginç orda İstanbul var ama en az engellilik oranı da orada çıkıyor karşımıza. İller de büyüklük sırasına göre sıralanmış. Ben çok uzatmamak için onları yanıma almadım. Ancak bunlar var elimizde. İşte bu birimlerimizin, üniversitenin ilgili bölümlerini de araştırma yapmak konusunda yönlendirmesi gerekiyor. Yani bu bölgenin, ilin ihtiyaçlarını, engellilik durumunu bir görüp ona göre acaba nedir buradaki yapılabilecek çözümler, bunun altında yatan sebepler, koruyuculuk anlamında neler yapılabilir, yani araştırma üniversitelerimizden beklediğimiz en önemli alanlardan da bir tanesidir. Bu nedenle çok işimiz olduğunu düşünüyorum. Engelsiz üniversite birimlerinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Rektörlüğe bağlanma sebebi de budur. Yakın zamanda yapılan değişiklikle, çok büyük katkılar da getirdiğini görüyoruz. Umarız bu çalıştaylarda bunları pekiştirecektir. Ben çalıştayların sonuç raporlarını çok büyük heyecanla bekliyorum, tek tek okuyacağız, değerlendireceğiz ekibimizle. Ayrıca da hususen hakikaten davet ettiği için Isparta’daki Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörüne, çok değerli birim başkanımıza, değerli Rektör Yardımcılarımıza, bu organizasyonu yapan emeği geçen herkese, Türkiye’nin her bir tarafından engelsiz üniversite çalıştayına katılan siz değerli katılımcılara çok teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.